• Randevu
  • +90 850 460 6334

Pazartesi - Cuma ( 9.00 - 17.30 ) Ct (9.00-14.30)

 

 

 

Günümüzde kanser tedavisi konusunda oldukça fazla ilerleme kaydedilmiş olmasına karşın yine de bu hastalık türü insan ölümlerinin başta gelen nedenleri arasında yer almaya devam etmektedir. Ancak kanser erken tanısı zor ve tedavisi de kısıtlı ve zor olan bir hastalıktır. Bu nedenle kanserden korunma daha da ön plana çıkmaktadır. Jinekolojik kanserlerde genel olarak riski arttıran faktörlerden bir kaçını; ailede kanserli hasta öyküsünün olması, hiç doğum yapmamış olmak, cinsel yolla bulaşan hastalıklar geçirmiş olmak, sigara kullanmak, aşırı kilo, düzenli jinekolojik muayeneye gitmemiş olmak olarak sıralayabiliriz.

Jinekolojik organlarda görülebilen kanserler sıklık sırasına göre rahim, yumurtalık, rahim ağzı, vulva (genital bölgenin dış kısmı), vajina ve diğer ender kanser türleri olarak sayabiliriz.

 

RAHİM AĞZI KANSERİ

Rahim ağzı rahmin vajinaya açılan boyun kısmıdır. Pap smear incelemesinin yaygınlaşması ile rahim ağzı kanserinin görülme sıklığı azalmıştır. Anormal hücre büyümesi genellikle 25-35 yaşları arasında başlar. Bu hücreler öncül kanser hücresi olarak değerlendirilir. Zamanla bu hücreler kanser hücrelerine dönüşerek rahim ağzının dış kısmında sınırları belli bir kanser oluşturur. Bu durum tedavi edilmediğinde rahim ağzının diğer katlarına ve diğer organlara yayılır. Erken dönemde teşhis edilebilen vakaların %95’inden fazlası iyileşebildiğinden erken teşhis ve tedavi çok önemlidir.
Rahim ağızı kanserinin gelişimi için güçlü risk faktörleri; erken yaşlarda cinsel ilişki, birden çok partnerle cinsel ilişki, erken yaşta cinsel temasın başlaması, düşük sosyoekonomik düzey, sigara, genital papilomavirus enfeksiyonu (HPV) ya da diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CBH) olarak sayılabilir.

 

Human Papilloma Virus Enfeksiyonları ve Rahim Ağzı Kanseri ilişkisi nedir?

Cinsel temas yolu ile bulaşan Human Papilloma Virüs (HPV) olarak adlandırılan virüsler; genital bölgede siğillere neden olabilir, herhangi bir lezyona neden olmadan inaktif olarak kalabilir veya rahim ağzındaki hücrelerde değişikliklere ve rahim ağzı kanserine neden olabilir. HPV enfeksiyonlarının önlenmesinde cinsel ilişki sırasında kondom kullanılması tavsiye olunmaktadır. HPV enfeksiyonunu almış olan kadınların ise rahim ağzı kanseri yönünden düzenli kontrollerinin yapılması gerekmektedir.

Rahim ağzı kanserinin klinik bulguları nelerdir?
Rahim ağızı kanserinin erken evrelerinde hiçbir hastada hiçbir rahatsızlık, bulgu görülmeyebilir. Kanseri erken dönemde teşhis edebilmek için yıllık rutin Pap smear testi yapılması ve jinekolojik muayene gereklidir. Doktorunuzun düzenli olarak bu hastalığın varlığına ilişkin düzenli testler yapmasının önemi de bundan kaynaklanır. Hastalığın ilerlemesi durumunda kanlı akıntı, ilişki sonrası kanama, düzensiz ve fazla kanama gibi şikayetler ortaya çıkmaya başlar.

 

Rahim ağzı kanseri nasıl tedavi edilir?
Rahim ağzı kanserinin ilerlemesi bazen çok hızlı olabildiğinden, kanserin erken dönemde saptanabilmesi için tüm kadınların düzenli jinekolojik muayene ve Pap smear testi yaptırmalarının büyük önemi vardır. Hastalık bulgu vermeye başladığında çoğunlukla ilerlemiş safhadadır. Kanserin tanısı jinekolojik muayene ve alınan örneklerin patolojik incelemesi ile yapılır. Prekanseröz lezyonların tedavisi lezyonun derecesine, kadının yaşına ve genel sağlık durumuna göre değişir. Erken evre kanserlerin tedavisinde sadece rahim ağzı veya rahmin alınması ile başarılı sonuç elde edilirken, ilerlemiş kanserlerde büyük ameliyatlar ve bunlara ek olarak radyoterapi ve kemoterapi tedavileri gerekir.
Pap smear testi nedir? Nasıl yapılır?

 

Papsmear incelemesi temelde bir kanser tarama testidir. Papsmear testi değişim bölgesindeki hücre örneklerinin jinekolojik muayene esnasında alınıp mikroskop altında incelenmesidir. Bu bölgeden toplanan hücrelerin mikroskop altındaki yapısal özelliklerine bakarak hücrelerin normal olarak devam eden yenilenme sürecinde oldukları veya kanserleşme eğilimi gösterdikleri belirlenebilmekte ve başlamış bir kanser durumunda kanser hücrelerin kendisi gözlenebilmektedir.
Rahim ağzı kanseri ve özellikle de ileri evre kanser şifa ile sonuçlanma olasılığı düşük, kanser öncüsü lezyon aşamasında veya çok erken evre kanser aşamasında yakalandığında şifa ile sonuçlanma olasılığı oldukça yüksek bir hastalıktır. Papsmear kanser öncüsü lezyonları yakalayabilen bir inceleme olarak bu konuda insanoğluna büyük yararlar sağlamaya devam etmektedir.Böyle etkili bir kanser tarama testi mevcut olmasına karşın ülkemizde kadınlarımızın çoğu bu yöntemi bilmemekte veya göz ardı etmektedirler. Ülkemizde rahim ağzı kanserine yakalanan kadınların sorgulamasında %80'inden fazlasında bu testin hiçbir zaman yapılmadığı veya düzenli olarak yapılmadığı ortaya çıkmaktadır.

Smear testi ne sıklıkla uygulanmalıdır?

Cinsel yönden aktif hale gelen her kadın yıllık jinekolojik muayeneler için başvurmalı ve bu esnada pap smear kontrolleri yapılmalıdır. Üç normal pap smear sonrası, sıklığı iki yılda bire indirilebilir. Yıllık jinekolojik muayeneler ömür boyu sürdürülmelidir.

 

Kliniğimizde smear  testinde anormal hücre görülen hastalarımızda temel amacımız bu hücre anormaliğine neden olan rahim ağzındaki bölgeyi kolposkop dediğimiz bir tür mikroskopla bularak doku örneği almaktır. Bu işleme biyopsi denir ve anormal hücrelerin kanserli olup olmadığını kesin olarak anlamanın tek yoludur.

 

HPV ile bulaş olduktan sonra rahim ağzı bölgesine yerleşen virusun dokuda kanser oluşturması için geçen zaman 6-10 yıl  olarak bildirilmektedir. Düşük dereceli lezyonların çok büyük kısmınında gerilediğini, 1 yıl içinde vücudun virusu etkisizleştirdiğini biliyoruz. Düşük dereceli kanser öncesi lezyonu olan olguları izlemek yeterli olabilir, çünkü bu olguların çok önemli bir kısmı kendiliğinde iyileşmektedir.  Ancak bu olgularda lezyon 1 yıl sebat ederse tedavi kararı alabiliriz. Yüksek dereceli kanser öncesi lezyonu olan olguları tedavi ediyoruz. Tedavide  amacımız lezyonlu bölgeyi yok etmektir.

 

Rahim ağızı kanserinin tedavileri nelerdir?

 

Rahim kanserinin tedavisi hastalığın evresine, tümörün büyüklüğüne, kadının yaşına, genel fiziksel durumuna ve çocuk sahibi olma isteğinin güçlülüğüne bağlıdır. Erken dönemde basit bir operasyon (Konizasyon) ile sadece rahim ağzındaki hastalıklı bölgeyi çıkararak tedavi edilebilirken, hastalık ilerlediğinde rahim ve etrafındaki çevre dokuları ile lenf bezlerinin çıkarılmasını gerektirecek büyük bir operasyona ihtiyaç duyulur. Ayrıca operasyon sonrası tümörün yaygınlık derecesine göre radyoterapi de vermek gerekebilir. Daha ilerlemiş vakalarda operasyon yapılamaz, radyoterapi ve kemoterapiden yardım beklenir. Erken dönemde yakalandığında tedavide başarı oranı yüzde 100′dür.

 

RAHİM KANSERİ

 Rahim kanseri, üreme organlarının kanserleri içinde en sık görülenidir. Elli yaş üzerindeki kadınlarda görülen bu kanser genellikle menopoz döneminden sonra ortaya çıkar. Endometirum kanserinin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte progesteron ile karşılanmamış östrojen ana risk faktörüdür. Östrojen ve progesteron arasındaki dengenin bozulması endometrial kanser gelişiminde önemli rol oynar. Endometrial hücreler uzun süre yüksek dozda östrojene mağruz kalırsa kontrolsüz olarak büyümeye başlar. Önce endometrial hiperplazi ardından kanser gelişir. Endometrium kanser insidansı (oluş sıklığı) hormonal değişikliklerle ilişkilendirilebildiğinden, hormon düzeyini yükselten her koşul kadınlar için risk artırıcı bir durum olabilir. Östrojen takviye tedavisi, bazı yumurtalık tümörleri, şişmanlık, az sayıda ya da hiç çocuk yapmamış olmak ve geç menopoz hormon düzeyinin yüksekliğiyle ilgilidir. Diğer risk faktörleri olarak yumurtalıklarla ilgili problemler, şeker hastalığı, hiç çocuk doğurmamış olmak, erken yaşta adet görmeye başlamak, menopoza geç yaşta girmek, kilo fazlalığı, yüksek tansiyon, atipili endometrial hiperplazi sayılabilir.
 
 Rahim kanserinin belirtileri neler olabilir?
 
 Erken evrede pek fazla bulgu vermez. Anormal vajinal kanama ve lekelenme rahim kanserinin en önemli bulgularıdır. Kanamaların büyük bir kısmı menopoz sonrası kanamalardır. Hastalık ilerledikçe ağrı ve bası bulguları ortaya çıkabilir. Özellikle menopoz sonrası dönemde bütün kanamalar mutlaka araştırılmalıdır.
 
 Rahim kanseri tanısı nasıl konmaktadır?
 
 Endometrium kanserinin kesin tanısı, biopsi ve patolojik incelemeler ile konur. Vajinal ultrasonografi oldukça yardımcı bir yöntemdir. Menopoz sonrası dönemde ultrasonda endometrium kalınlığının fazla olması biopsi alınmasını gerektirir. Yine endometriumun ultrasonda düzensiz görünmesi habaset lehine olarak yorumlanabilir.
 
 Rahim kanseri nasıl tedavi edilir?
 
 Hastalığın uygun tedavi seçeneğinin belirlenmesi için hastalığın evresinin yani yayılımının bilinmesi gerekir. Endometrium kanserinde evreleme ve tedavi şekli ameliyattır. Operasyonda, rahim, yumurtalıklar ve karın içinden sıvı alınması, karnı örten yağlı gözenekli doku ve lenf nodlarının çıkarılması gerekir. Hastalığın yaygınlığına göre bu cerrahinin boyutları da genişletilir. Oldukça ileri vakalarda ilave olarak karın zarı, barsakların tutulmuş kısımları ve etkilenmiş organlar çıkartılabilir. Bunların değerlendirilmesi sonucu evreleme yapılır
Erken evrelerde teşhis edilen rahim kanserinin iyileşme şansı %95’tir. Hastaların büyük bir kısmı olay rahim dışına ulaşmadan yakalandığından rahmin ve yumurtalıkların çıkarılması tedavi için yeterli olmaktadır. Daha ilerlemiş vakalarda ise kanserli dokuların tamamının çıkartılması mümkün olmayabilir. Bu hastalarda ameliyat sonrası ilave kemoterapi ve radyoterapi gerekmektedir. Bu tedaviler ile amaçlanan vücutta kalmış olabilecek kanser hücrelerinin öldürülerek kanserin tekrarlamasının önlenmesidir.
 
Rahim kanserinden nasıl korunabilirim?
Rahim kanserinden korunabilmek için normal kiloyu korumak, östrojen tedavisi sırasında progesteron kullanmak ve anormal vajinal kanama olduğunda hemen doktora başvurarak düzenli jinekolojik kontroller yaptırmak gerekir.

 

YUMURTALIK KANSERİ

 

Jinekolojik kanserleri içinde en geç tanısı konabilen ve bu nedenle en fazla ölüme sebebiyet veren kanser türü olması nedeni ile ayrı bir öneme sahiptir. Bunun sebebi ise yumurtalıkların karın içi organlar olmaları sebebiyle ilk safhalarında pek dikkati çekecek bulgu vermemeleri ve genellikle büyüdükleri zaman alt karın muayenesi sırasında fark edilmeleridir. Her 100 kadından 5'i over kanseri nedeni ile yaşamını kaybeder. Over kanseri tanısı konan kadınlarda 5 yıllık yaşam % 35 civarındadır. Çok geç tanı konulduğu için hastaları yüzde 75′i hastalık karın içine yayıldıktan sonra saptanabilir. Hastalık geç teşhis edildiği için tedavi sonuçları yeterince yüz güldürücü değildir.

 

Hastalığın risk faktörleri nelerdir?

 

Hormonal, ailesel ve çevresel faktörlerin over kanseri gelişmini etkiledikleri düşünülmektedir. Sık ve fazla sayıda kesintisiz bir şekilde yumurtlama olanlarda kanserin daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Buna göre hiç gebe kalmamışlarda risk daha fazlayken doğum yapanlarda risk azalır. Yumurtlamayı baskılayarak etki eden doğum kontrol hapları da kanser görülme sıklığını belirgin derecede azaltır. Birinci derece akrabalarında over kanseri olanlarda hastalığın daha sık görülmesi genetik bir faktörün etkisini düşündürmektedir.

 

Yumurtalık kanserinin belirtileri nelerdir? Tanı nasıl konur?

 

Hastalık erken dönemde tipik bir belirti vermez. İleri evrelerde ise komşu organlara ait bası bulguları, karın ağrısı, pelviste kitle ve aşağı doğru bası hissi, vajinal kanama gibi spesifik olmayan şikayetler ortaya çıkar. Hastayı doktora götüren en sık şikayet ise aşırı derecede karın şişliğidir. Bu şişliğin sebebi çoğu zaman karın içerisinde sıvı birikimi yani asittir.      
Muayeneler esnasında özellikle menopoz sonrası kadınlarda pelvik alanda kitle saptanması over kanserini düşündürmelidir. Transvajinal ultrasonografide, yumurtalık kistlerinin bazı özellikleri bu kistlerin daha kötü huylu tümörler olabileceğini düşündürebilir. Karın içinin durumunu anlamak için ultrasonografi, kalın barsak, böbrekler ve üreterlerin röntgen filmleri gerekebilir. Manyetik rezonans ve bilgisayarlı tomografi kitlenin daha iyi incelenmesine olanak sağlar. Over kanseri tanısını güçlendiren ve bu konuda hekimlere son derece yardımcı olan bir başka tetkik de tümör belirteçleridir. Tümör belirteçleri kabaca normal dokularda fazla miktarda bulunmayan ancak malign dokulardan kana salınan maddeler olarak tanımlanabilir. 
Yumurtalık kanseri nasıl evrelenir ve tedavi edilir?
 Over kanserinde evreleme cerrahi olarak yapılır. Yumurtalık kanserinin cerrahi tedavisi, karnın orta hat kesisi ile başlar ve batın yıkantı sıvısı veya varsa asit sıvısından örnek alınmalıdır. Kitle çıkartılarak mutlaka ameliyat esnasında patolojik olarak değerlendirilmelidir. Eğer kötü huylu olduğu saptanırsa, hastanın yaşı, çocuk sahibi olup olmadığı göz önünde tutularak cerrahiye devam edilmelidir. Amaç geriye batın içinde hiç tümör bırakmadan cerrahi işlemin yapılmasıdır. Geride kalan tümör dokusu, over kanseri olgularında, hastalığın prognozunu en olumsuz yönde etkileyen faktördür.

Eğer tümör tek yumurtalıkda sınırlı ise ve olgunun doğurganlığının devam ettirilmesi isteniyorsa, rahim ve diğer yumurtalık korunarak, kitlenin olduğu taraftaki yumurtalığın çıkartılmasına ilaveten, karın zarının çıkarılması, karın içersindeki lenf bezlerinin çıkarılması işlemi ve varsa batın içindeki şüpheli alanlardan, yoksa rastgele peritoneal yüzeylerden çok sayıda biyopsiler yapılmalıdır. Fertiliteyi koruyucu cerrahi evreleme sonrası erken evre gelmesi halinde yapılan cerrahi işlem yeterlidir ve ameliyat sonrası kemoterapi yapılmasına gerek yoktur. Fertilitenin korunması istenmeyen olgularda rahim alınması ve çift taraflı yumurtalıkların alınması, karın zarının çıkarılması, karın içersindeki lenf bezlerinin çıkarılması işlemi yapılmalıdır.

 

Yumurtalık kanserini önlemek için ne yapabilirim?

 

Yumurtalık kanserini önlemeyi garantileyecek bilinen hiçbir yöntem yoktur. Bununla birlikte, erken evrelerde tanı koyulan kadınlarda kurtulma oranı daha yüksektir. Yumurtalık kanserini erken teşhis etmek ve böylece erken müdahale etmek için halen hiçbir yöntem mevcut değildir. Yumurtalık kanserinin erken teşhisi için stratejiler geliştirme amaçlı birçok program üzerinde çalışılmaktadır. Yıllık düzenli muayene ile erken teşhis ve tedavi çok daha önemlidir.

Yumurtalık kanseri ameliyatından sonra başka tedavilere ihtiyaç olur mu?
Ameliyatı genellikle kemoterapi izler. Hekim birçok ilacı bir arada kullanarak tedavi uygular. Kemoterapiden sonra genellikle kalan tümör dokusu küçülür. Tümörün yaygınlığına göre, radyoterapi de kalan kitlenin küçültülmesini sağlayarak kemoterapiye daha fazla şans tanımaktadır.

Yumurtalık kanserli hastaların hayatta kalma şansı nedir?
Yumurtalık kanseri erken teşhis edilirse 5 yıl sağ kalma şansı yüzde 60-80'dir. Bu kanser türü erken dönemde teşhis edilemediği için tamamıyla iyileşme oranı yüzde 30-40'dır. Her şeye karşın günümüzde geniş çaplı bir ameliyat ve kemoterapi ile ilerlemiş vakalarda da kadınlar çok daha uzun yaşayabilmektedirler. Ne mutludur ki Üniversitemizde yıllardır bu tip hastalarımızın gerek ameliyatları, gerek ilaç tedavileri ve gerekse ışın tedavileri başarı ile yapılmaktadır. Bu dertlerine çare aramak üzere bölgemiz insanının uzaklara gitmesine gerek kalmamaktadır.

 

 

 

 

Doğum Çantası Hazırlanması;

 

Kendiniz için;

 

*En az iki tane gecelik ve ya pijama takımı ( bebek emzirileceği için önden düğmeli olanlar tercih edilirse daha rahat olunur.)

 

*Sabahlık , çorap , terlik , iç çamaşırı ( 3-4 takım) , hijyenik ped.

 

*Kişisel temizlik ürünleri ( diş fırçası , diş macunu , havlu , tarak vs.)

 

*Hastaneden çıkarken giyeceğiniz kıyafet ( büyük ihtimalle hastaneye giderken giydiğiniz kıyafetin beli bol gelecektir.)

 

*Bir paket peçete veya rulo kağıt havlu

 

*Bardak çatal , kaşık ( doğum yaptıktan sonra yemek yemenize izin verildiğinde gece olabilir. Dışarıdan yemek getirttiğinizde veya aldığınız meyve sularını içmek için çok gerekli olabilir.)

 

*Kirli çamaşır torbası

 

Bebeğiniz için ;

 

Mevsimi göz önünde bulundurarak;

 

*Bebek takımı ( en az iki adet , başlık, eldiven , çorap , patik

 

*Bebek battaniyesi ( yaz ise ince , kış ise 1 ince, 1 kalın )

 

*Bebek mendili ( bol miktarda )

 

*Bebek önlüğü

 

*Bebek taşımak için portbebe veya bebe koltuğu

 

Eşinizin veya bir yakınınızın hastanede sizin yanınızda kalacaksa ona da en az bir çift terlik ile rahat hareket edeceği bir takım kıyafet koymalısınız.

 

 

 

 

 

İdeal olanı gebelik planlandığından veya en geç gebelik tanısı konmasından sonra büyümekte olan fetusa en büyük desteği vermek üzere beslenme yeni baştan planlanmalıdır. Hamilelik döneminde düzenli ve dengeli beslenip bol su tükettiğinizde ve doktorunuzun size verdiği demir ve eksik vitamin mineral takviyelerinizi düzenli kullandığınızda şunları elde etmiş olursunuz;

 

  • Sağlıklı bir bebek, bebeğinizin potansiyelindeki ideal kilosuna kavuşması

  • Bebeğinizin dünyaya yeterli besin depolarıyla gelmesini sağlamak

  • Normal sınırlarda kilo almak

  • Sağlıklı bir gebelik süreci geçirmek

  • Rahat bir lohusalık dönemi geçirmek

  • Emzireceğiniz sütün kalitesini arttırmak

  • Doğum sonrası formunuzu korumak

 

Haimlelik dönemi gebenin günlük kaloriye, sıvıya, proteine, vitamin ve minerallere olan ihtiyacın arttığı dönemdir. Vücudumuz bu artan ihtiyaç için beyindeki açlık-tokluk merkezlerini bu duruma göre yeniden düzenlemektedir. Bu nedenle de bazen iştah artışları yaşamaktayız. Önerilen beslenme şeklimiz tüm temel besin ürünlerinden yeterince ve düzenli alınmasıdır. Kalorisi yüksek besleyici özelliği düşük yağ ve şeker miktarı fazla besinlerden (pasta, makarna, börek, tatlı, mantı..vb..) uzak durulmasında fayda vardır.

 

Hamilelikte günlük öğün sayısını 6 olarak ayarlamanız gerekmektedir, 3 öğün arasına koyacağınız ara öğünler sayesinde;

 

  • Midenin aşırı dolması ve sizi rahatsız etmesi engellenecek

  • Gebeliğin erken dönemlerinde bulantı şikayetlerini engelleyece

  • Gebeliğin ileriki dönemlerinde mide yanması ve şişkinlik şikayetlerini engelleyecek

  • Fazla acıkmadan bir şeyler yemek, aşırı yem ihtiyacını azaltacaktır.

 

Tabii ki ara öğünleriniz ana öğünleriniz kadar fazla olmayacak, meyve-yoğurt-süt-yemiş gibi yiyeceklerden oluşacaktır. Temel besin maddelerinden biri olan suya gebelikte ihtiyaç artmaktadır. Gebelikte arttıracağınız su veya sıvı alımı ile sağlayacağınız faydalar ise;

 

  • Kabızlık yaşamanızı engelleyecek

  • Yaz aylarında halsizlik şikayetinizin azalmasını sağlayacak

  • Gebelikte sık görülebilen idrar yolu infeksiyonlarının oluşumunu engelleyecek

  • Midenizde doluluk yaratarak yine aşırı yeme ihtiyacınızı frenleyecektir.

 

Vitaminler Hamilelikte bazı özel durumlar hariç ilaç şeklinde düzenli vitamin kullanımının gerekliliği tartışmalı bir konudur. Ancak gebeliğin ilk aylarında şiddetli bulantı ve kusma nedeni ile beslenememiş gebelerde tabii ki takviye vitamine ihtiyaç olacaktır. Çoğu doktor gebelik döneminde vitamin takviyesi önermektedir.

 

Demir Kan yapımında gerekli olan demir, bebeğin demir depolarının da dolması gerektiği için gebelikte alınması gereken bir elementtir. Ne kadar demir içeriği yüksek besinler tüketseniz de bu gereken demiri yerine koyamazsınız, bu nedenle gebeliğin ikinci yarısında demir içeren ilaçlar kullanmanız önerilecektir.

 

Çoğul gebelerde, kansızlık hastalığı olanlarda ve gebeliğinin sonlarına gelmesine rağmen hiç demir kullanmamış olan anne adaylarında yüksek dozlarda demir tedavisi gerekebilir.

 

Folik asit takviyesi Gebelik öncesi başlanan ve gebeliğin ilk 3 ayında kullanılan 0,4 miligram folik asidin doğacak bebeğin nöral tüp defekti dediğimiz omur açıklığı olan bir bebek doğurma riskini azatlığı bulunmuştur. Bu miktar düzenli beslenme ileri alınabilirse de bu alımı garantilemek için folik asit ilavesi önerisine uymanız önemlidir.

 

Kahve-çay-bitkisel çaylar Kafein içeren sıvıların (çay,kahve, kola..vb) alınması sonucu annenin dolaşım sistemi olumsuz etkilenmekte ve uykusuzluk problemleri yaşanmaktadır. Aşırı tüketiminde bebekte düşük, gelişme geriliği, erken doğuma yol açabilmektedir. Çay ise bu kafein etkilerinin yanında demir emilimini de engelmektedir. Bu nedenle bu tür içecekleri günde 2 bardak ile sınırlamakta fayda vardır.

 

Hamilelik döneminde bulantıları gidermek (zencefil), sıvı açığını kapatmak, sakinleştirici özelliğinden faydalanmak, loğusalıkta süt yapımını artttımak için papatya, rezene, ısırgan otu gibi çaylar kullanılmaktadır. Bu grup çay günde 2 bardağı geçmedikçe kullanılabilir. Ancak isimleri masum gelen adaçayı, fesleğen, keten toğumu, ahududu, sinameki, lavanta, biberiye, yabanmersini, kediotu, melisa, aloe vera, karahindiba gibi bitki çayları rahimde erken kasılmalara yol açarak düşük, erken doğum, kanama olasılıklarının olduğu saptanmıştır ve gebelikte tüketilmemelidirler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Bir bebek sahibi olmanın zamanı geldiğine karar verdiğinizde ilk yapmanız gereken, hamile kalmadan önce bir doktor kontrolünden geçmektir. Bu doktor kontrolünün amacı hamilelikte, doğumda veya doğum sonrasında normal dışı durumların ortaya çıkma olasılığını artırabilecek risk faktörlerinin belirlenmesidir.Hamile kalmadan önce tedavi gerektiren durumların tedavi edilmesi ,hamilelik takibini değiştirebilecek özelliklerin belirlenerek hamilelikte takip planının çizilmesi bu doktor kontrolünde gerçekleşir.

*Hamile kalmayı planladığınız andan itibaren günlük yaşantınızı yeniden düzenlemelisiniz.

*Sigarayı bırakmalı, sigara içilen ortamlardan uzak durmalısınız.

*Alkol kullanımını tümüyle bırakmalı ve eğer kullanıyorsanız uyuşturucu, sakinleştirici, uyarıcı ilaçlardan vazgeçmelisiniz.

*Düzenli beslenmeye hemen şimdi başlamalısınız, unutmayın ‘düzenli beslenme’ bir alışkanlıktır.

*Günlük yaşamda sık kullanılan ilaçlar konusunda daha duyarlı olmalısınız.

*Evinizde kedi besliyorsanız ve toxoplazma tetkikleriniz bu hastalığı geçirmediğinizi gösteriyorsa bakımı esnasında kedinin dışkısıyla temas etmemeye özen gösteriniz.

*Günlük spor aktiviteleri genel olarak söylemek gerekirse hamilelik planlanan dönemde sauna tüplü dalış ve bedeni aşırı zorlayıcı spor aktiviteleri dışında kalanlar güvenli bir şekilde devam ettirilebilir.

HAMİLELİK ÖNCESİ DOKTOR KONTROLÜ

Jinekolojik muayenede (son bir yıl içinde yapılmadıysa) rahim ağzından alınan sıvıda pap smear incelemesi yapılır. Amacı rahim ağzında kanser öncüsü olabilecek lezyonların tanınması ve tedavisi için yol gösterilir.

 


*Anne adayında var olan kronik hastalıklar konusunda ilgili branş doktoru ile temasa geçilerek tedavi yeniden düzenlenir.

 


*Anne ve baba adayında kalıtsal geçişli hatalıklara işaret eden durumlar saptandığında anne ve baba adayı doğacak bebeklerinde hastalığın ortaya çıkma riski hakkında bilgilendirilmek amacıyla genetik danışmanlık hizmeti verilen birimlere yönlendirilir.
*Tansiyon ölçümü; anne adayının istiharat halindeyken ölçülen tansiyon değeri, hamilelik döneminde tansiyonun yükselmesi durumunda bu yükselmenin hamileliğe bağlı mı, önceden mi var olduğunun ayrımı için son derece önemlidir.

 


*Laboratuvar incelemeleri; Kan sayımı, tam idrar incelemesi, idrar kültürü, kan gruplarının belirlenmesi, rutin tiroid hormonu ölçümü, kızamıkçık, toxoplazma, açlık kan şekeri, böbrek ile karaciğer işlevlerini değerlendiren testler yapılabilir.


AŞILAR VE FOLİK ASİT TAKVİYESİ
Hepatit B, kızamıkçık, tetanoz hastalıklarına bağışıklık durumunun değerlendirilmesi ve bu hastalıkları geçirmeyen anne adaylarının aşılanmaları önemlidir. Bağışıklığı olmayan anne adaylarının aşılanması gerekmektedir.
Kızamıkçık enfeksiyonu kanda bu enfeksiyona karşı bağışıklık olup olmadığını araştırmalı ve gerekli durumlarda hamilelik öncesi dönemde aşı uygunlanmalıdır. Kızamıkçık aşısı canlı virüs içerdiğinden aşı hamilelik döneminde uygulanmamaktadır. Hamilelik öncesi dönemde aşı uygulandıktan sonra en az bir ay hamile kalınmaması ve aşılama sonrası tercihen kanda bağışıklık oluşup oluşmadığının araştırılması önerilir. Tetanoz da özellikle sıhhi açıdan uygun olmayan koşullarda doğum yapan anneler ve bebekleri için ciddi sağlık sorunları oluşturabilmektedir.